Gezi

İzmir / Gümüldür Hipo Kamp Gezi Notları – Hipo Camp Nasıldır

09 Temmuz 2016 Cumartesi akşamı tüm hazırlıklarımız tamamlanmıştı (Yanımızda getirdiklerimizin listesini aşağıda vereceğim). Sabahı beklerken, anlamsız bir heyecan duyduğum için saat 02:00 olana dek uyuyamadım. Tabi sonunda dayanamayıp sızmışım. Sabah 5:30 sularında Yağmur ile birlikte uyandık. Son hazırlıkların ardından, bizi kampa götürecek olan arkadaşımızı beklemeye başladık. Saat 08:00 civarı İzmir / Hatay’dan çıktığımız yolu yaklaşık 1 saatte tamamladık. Hipo Kamp’a İzmir’den ulaşım çok basit. Neredeyse dümdüz gidiyorsunuz ve BUM! Hipo Kamp karşınıza çıkıyor. Kapıda görevli arkadaşlar sizi hemen karşılıyorlar ve giriş için hazırlıklar başlıyor.

izmir-hipo-camp-yol-tarifi

Yanımıza aldığımız malzemeler. Hatırlamadığım ya da atladıklarım olabilir;

  • Çadır, mat, şişme yastık, çarşaf, don, çorap, tişört, kısa pantolon, elbise, şort, bikini, şapka, yere sermek için piknik örtüsü gibi bir şey, plastik tabak, çatal, kaşık, bardak, metal bıçak, şeker, tuz, kahve, şampuan, el sabunu, bulaşık süngeri, ıslak mendil, tuvalet kâğıdı (taşa götümüzü silmeyeceğiz herhâlde?), havlu peçete, ıslak tuvalet kâğıdı, kulak pamuğu, el feneri, bolca çöp poşeti, birkaç adet çakmak, el ve vücut havlusu, ,terlik, tarak, güneş kremi, bephantol, sinek ilacı (Off), ağrı kesici, İğne, iplik, cımbız, diş fırçası, diş macunu, tava, birkaç adet bez parçası (lazım olabilir), naylon eldiven, pamuk, çamaşır ipi (ama naylon olmasın dikkat edin), uzatma kablosu (elektrik önemli ve gerçekten çok işimize yaradı), priz duylu ampul, ton balığı, mısır ve birkaç konserve yiyecek, sigara (Eğer içiyorsanız yanınızda getirin. Çünkü marketinde bulunmuyor. Migros’a gidip almanız gerekli)

Zevk için alınan diğer eşyalar

  • Mecburi dizüstü bilgisayar, şarj aletler, kamera, tripot, ses kayıt cihazı, piller, bataryalar ve sair, okumayı bekleyen kitaplar

Yanımıza almadığımız ancak daha sonradan ihtiyacımız olan eşyalar

  • Tırnak makası, kolonya, duş lifi, herhangi bir su ısıtıcısı, dolgun mat (havalı falan işte)

Koyu renkli olarak belirtilenler, ihtiyacımız doğrultusunda kullandığımız eşyaları göstermektedir.


1. GÜN – 10 Temmuz 2016 – Hava 34 Derece

Kampa ilk girdiğimiz bölgede görevliler hemen kaydımızı gerçekleştiriyorlar. Hipo Kamp günübirlikçi kabul etmediği için sanırım en az 3-4 gün kalmanız gerekiyor. Açıkçası bunu sormadım ancak tahminlerim o yönde. Biz de 4 gün kalacağımızı belirterek 240 TL ücreti ödedik ve girişimizi yaptık (Günlük kişi başı 22 TL ve çadır için de 16,5 TL ödedik). Genelde buraya gelen insanlar uzun süreli kalmayı tercih ediyorlar, hatta kamp içerisinde bolca karavan görebilirsiniz. Dediklerine göre İzmir / Gümüldür bölgesinde bunlardan iyisi yokmuş, göreceğiz. Görevli arkadaş yer seçmemiz için bizi kamp alanında dolaştırmaya başladı. Deniz ve buzdolabına yakın olan bir bölgeyi tercih ettik. Bu arada, çadırların kurulduğu alanda kesinlikle ateş yakılmaması konusunda uyarıldık. Eğer mangal yapmak istiyorsak sahil kenarına çıkmamız gerekiyormuş. Kedinize ait mangalınız yoksa da bu bir sorun değil, kampın ortak kullanım mangallarından yararlanabiliyorsunuz.

Çadırımızı kurup malzemelerimizi yerleştirdikten sonra buzdolabına bir göz atmak istedim. Zira soğuk su içmeden duramayan birisi için böyle bir tesisteki en güzel araç buzdolabıdır. 3 çadıra 1 tane buzdolabı düştüğü söyleniyordu, ancak benim gördüğüme göre bu sayı daha az gibi. Yine de iş görür diye açıp içerisine suyumu yerleştirmeye yeltendim. Açık havadan mı, kullanımdan mıdır bilinmez, dolaplar aşırı derecede pis ve kokuyor. Bunun tesisin sorunu olduğunu düşünmüyorum (her dakika temizlemek çok abes kaçacaktır) çünkü biz yerleşirken oradan ayrılan bir aile, dolabın içerisindeki yumurtalarını yanlarına almak bile istemediler. “Bırak ya kalsın orada ne yapacağız yolda onları” dediklerini çok iyi hatırlıyorum. Hal böyle olunca dolapların da temizliği düşündüğünüz gibi pek de iyi değil. Neyse, dediğim gibi bana soğutması yetecektir sonuçta sadece 4 gün kullanacağız.

hipo-camp-duş

Tam anlamıyla yerleştikten sonra denizin tadına bakmak için sahile çıktık. Hipo Kamp’a ait yaklaşık 30 adet şezlong bulunuyor. Tabi insanlar sabahtan gelip hepsini kaptıkları için öğren saatinde boş bulmak pek de mümkün olmuyor. Sahili temiz ancak çok da güzel değil (Tamamı taşlı, kum yok denecek kadar az. Terliksiz dolaşamıyorsunuz). Gittiğimizde bayram haftasının son tatil günü olduğun için neredeyse kapın yarısı boştu. Anladığım kadarıyla bundan dolayı denize giren insanların sayısı da oldukça az. Mavi bayrağa sahip olan deniz oldukça temizdi. Ancak yüzme bilmeyenlere kötü bir haberim var! Deniz, yaklaşık 4 metre gittikten sonra 1.85m boy sınırını aşıyor. Bu da baya kıyılarda takılacağınız anlamına geliyor maalesef. Günübirlikçilerin alınmamasının en büyük farkını yine sahilde gözlemleyebiliyorsunuz. Etrafa sataşan, taşkınlık yapan, garip hareketlere sahip olan kişileri burada pek göremiyorsunuz. Açıkçası denize girmeyi sevmeyen ben bile, bu güzelliğe karşı koyamadım ve kısa bir süre denizde vakit geçirdim.

Denizden çıktıktan sonra duş ihtiyacınızı gidermek için sahilden çıkmanız gerekiyor. Duşlar sahilde değil, kampın içerisinde yer alıyor. Tabi duş dediysem, sadece tek seçenek yok. Soyunma odalarının hemen önünde tuzlarımızı gidermek için bulunanların dışında, sıcak suyun aktığı adam akıllı duşlar da var. Bunlar kampın orta kısmında bulunuyorlar ve temizlik konusunda fena sayılmazlar. Bu kadar çok insana hizmet veren bir işletmeye göre temiz bile denebilir.

hipo-camp-sıcak-duşlar

Deniz muhabbetini hallettikten sonra çadırımıza döndük. Ancak burada beklemediğimiz bir sürpriz ile karşılaştık. Ortak kullandığımız buzdolabının uzatma kablosu meğerse orada bulunan kampçılardan birisine aitmiş. Onlar da gideceği için kabloyu almak zorunda kaldılar. Hal böyle olunca direkt bizim kaydımızı yapan görevliye giderek durumu izah ettim. O da az sonra ilgileneceğini söyledi. Biz de o arada markete gidelim dedik ve kamptan çıktık. Yaklaşık 500 metre ileride Migros ve A101 market bulunuyor. Yapacağınız alışverişe göre birisi tercih edilebilir. Ancak belirtmekte fayda görüyorum, A101 markette alkol satışı olmadığından, bu ihtiyaçlarınızı Migros’tan karşılamak zorundasınız. Markete giden yol ana cadde olduğu için dilerseniz otostop çekebilirsiniz. Şahsen ben buna kalkışmadım ancak birilerinin duracağına eminim, çünkü çok fazla araba geçiyor. Marketten döndükten sonra yine yetkili arkadaştan buzdolabı konusunda yardım istedik. Ya bizi anlamadı, ya da anlamamak için direndi bilemiyorum ancak bulduğumuz başka boş bir buzdolabına eşyalarımızı koymamızı söyledi. Az önce de söylediğim gibi buzdolabı sayısı sanıldığı kadar çok değil ve birçok insan kullanıyor. Burada devreye giren 10 metrelik uzatma kablosu ilk başta işimizi görmedi (Yetkililer uzatma kablosu vermiyorlar aklınızda olsun). Ancak sonra dolabın yerini biraz kaydırarak bu sorunu hallettim. Tabi bu bize başka bir sorun doğurdu. Kabloyu dolap için başka prizden çektiğimden, bu defa da çadır ile priz arasında 15 metrelik bir uzaklık oluştu. Tüm eşyalarımızı toplayıp, çadırımızı dolabın yanına çektik. Artık hem bir dolap sahibi (Nedense o gidenlerden sonra kimse dolabı kullanmadı, yanımızdaki ailenin sanırım kendi getirdikleri dolapları var. Bir de karavanlı hanımefendi vardı. Onun da karavan içerisinde kendine ait bir buzdolabı bulunuyordu), hem de prize yakın bir çadırımız oldu. Yetkililerin bu konu için bize net olarak yardımcı olmamaları aslına bakarsanız canımızı sıktı. “Biz size dolap sözü verdik mi?” gibisinden bir şeyler söyledi. Oysaki geldiğimizde o dolabı kullanacağımızı söylemişlerdi (Nasıl, işler karışıyor değil mi?).

hipo-camp-migros

Artık hazırız. Sanıyorum ki hiçbir güç bizi yerimizden edemeyecek! Akşam yemeği olarak getirdiğimiz barbunya pilakiyi, sahilden aldığımız gevrek ile götürdük. Tabi yanına domates, salatalık falan da doğradık. Varlık içinde yokluk çekmek bu olsa gerek 🙂

Hava, karardıktan sonra oldukça serinledi. Sanırım 10 derecelik bir fark var ve rüzgârın da etkisi ile iyiden iyiye serinleyen hava keyfimizi iyice yerine getirdi. Sabahtan aldığımız ve dolaba yerleştirdiğimiz biraları yudumlamak için sahilin yolunu tuttuk. Sahilde az sayıda insan vardı ve bunlardan birkaç yaktığı ateşin başında eğleniyorlardı. Sahilde ateş yakılmasına genel anlamda karşıyım çünkü sonradan kalan pislikleri hiç ellemeden oradan ayrılıyorlar. Sabah denize girecek insanlar yakılan ateşin kalıntıları arasında denize girmeye çalışıyorlar ve bu gerçekten çok sıkıntılı bir durum. Hatta köpeğini sahile getirenler de çok farklı sayılmaz. Sabah denize girdiğimiz bölgede bir ailenin köpeği, sahil boyunca farklı alanlara kakasını yaptı, işedi. Kamp alanında da benzer durum söz konusu. Kampçıların köpekleri, çadırınızın yakınlarına tuvaletlerini yapabiliyorlar. Tabi sahipleri hiç oralı olmadığı için sinir bozucu bir durum ortaya çıkıyor. Neyse, biz manzaraya gelelim. Gece ışık kirliliği çok fazla olmadığından gökyüzünü izlemek gerçekten çok keyifli bir hal alıyor. Astronomi konusunda iyiyseniz eğer, orada yapacağınız gözlemler işinize yarayabilir.

Birkaç saatlik gökyüzü manzarası izlememizin ardından çadırımıza döndük. Yatmak için hazırlıklarımızı yaptık ve rüzgârın herhangi bir malzememizi uçurmaması için önlemler aldık. Rüzgâr şiddetini o kadar arttırmıştı ki, çantalarımızın uçup gitmesinden endişe ettim. Quechua – Fresh & Black iki kişilik çadırımızın içine girdik ancak boyumuz 1.85m olduğu için tam olarak sığamadık. Oysaki çadırın tanıtımında yatma bölgesinin 2.10m olduğu yazıyordu. Ayrıca Fresh kelimesi sanırım çadırın iki pencereden ibaret olduğu anlamına geliyor. Havanın serin ve rüzgârlı olmasına karşın içerisi aşırı derecede sıcak oluyor. Pencerelerden en azından birisini açmalısınız. Ancak bu defa çer çöp dolmaya başlıyor. Anlayacağınız, iki kişiyseniz ve boyunuz 1.80m+ ise kesinlikle bu çadırı önermem. En az 3 kişilik ve daha uzun bir çadır bakmalısınız. Uyumak için çektiğimiz çile gecenin ortasında çadırımızın sertçe sallanması ile bölündü. Bir şeyler çadırı benim yattığım taraftan çekmeye başladı. Pencereyi açıp baktığımda, bir köpeğin çadıra bağlı olan çöp poşetini asılarak çektiğini gördüm. Bu yaptığına bir son vermesi gerektiğini anlatmak için garip sesler ile konu kovalamaya çalıştım ancak bir türlü gitmedi. En sonunda daha sert bağırmam ve el kol hareketi yapmam ile birlikte köpek yanımızdan uzaklaştı. Bir süre döndükten sonra tekrar uykuya daldım ve kampın birinci gününü bu şekilde tamamlamış olduk.

hipo-kamp-izmir-gumuldur


2. GÜN – 11 Temmuz 2016 – Hava 33 Derece

Aslında devam eden günlerin, bir öncekilerden çok farkı olmayacağı için, kendimizden bahsetmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Kim ne yapsın benim kampta bira içtiğimi mesela, değil mi 🙂 Kalktıktan sonra tekrar bir deniz olayı gerçekleştirdik (Yine kendimizden bahsettim ama konu farklı :p). Tabi burada atlamadan değinmek istediğim nokta, gece böcekleri! Çadır her ne kadar sineklikli olsa da, maalesef havalandırma yetersiz kalıyor. İçerisi hamam gibi olduğundan camları biraz da olsa açmamız gerekiyor. Tabi içerisi göremediğimiz çeşitli böceklerle dolabiliyor. Bir önceki gece çok fazla kaşındığım için, 2. gece yatarken sinek ilacı ile güzelce kaplandık. Bu hareketimiz, bir önceki geceye nazaran daha az ısırılmamıza neden oldu. Kamp sonuçta ağaçlıkların içerisinde, bu yüzden her türlü böceğin olabileceğini unutmayın.

Sahilde gevrek (Ya da siz simitte diyebilirsiniz. Simit satan dersem, yiyecek olan mı yoksa bele takılan mı bilemeyeceksiniz. O yüzden gevrek diyorum.) satan bir arkadaş bulunuyor. Sabah 10:00 gibi gelip 12:00 gibi gidiyor. Onu yakalarsanız genelde taze olan gevreklerden yiyebilirsiniz. Ancak kaçırırsanız kampın marketinden ekmek alabilirsiniz (Tabi açık bulabilirseniz. Kafasına göre açıp kapatıyorlar.), market kapalı ise maalesef Migros’a kadar yürümeniz gerekiyor.

Marketten alabileceğiniz ürünler sınırlı. Ekmek, su, çeşitli içecekler, çay ve benzeri birkaç parça bulunuyor. Tabii bunların da bedeli dışarıya göre biraz yüksek. Örnek olarak; 1 Adet Sprite, 1 adet Coca Cola, 5 litrelik su için ödediğim rakam 9 TL idi. Neredeyse bir mekânda içmişiz gibi pahalı. Bu yüzden tekrar oradan alışveriş yapmayı zorda kalmadıkça düşünmüyorum.

hipo-camp-çamaşır

Sıcak duş ihtiyacı hissettiğim bir diğer seferde duşları incelemeye koyuldum. Binada 6 adet duş bulunuyor (Kadınlar ve erkekler olarak iki farklı bina mevcut.) ancak bunların 3 tanesi bozuk. Bozuktan kastım, kapı kilitleri paslandığı için çalışmıyor. Kapıların bu sebepten kapatılamıyor olması, insanların duşları kullanmamasına neden oluyor. Kamp hafta içi iyice boşaldığı için insan sayısı az. Hal böyle olunca duşta sıra beklemek gibi bir durum söz konusu değil. Rahat rahat yıkanıp çıkabiliyorsunuz. Duşların olduğu binada lavabo ve ayna da mevcut. Kendinize bakmak isterseniz aklınızda olsun 🙂

Çamaşır ve bulaşık ihtiyaçlarınızı gidermek için kamp alanında bolca çeşme ve yıkama alanı mevcut. Ben bulaşık için özel bir yer bulamadığımız için, çamaşır yıkama bölgesinde bu ihtiyacımızı giderdik. Ancak belirtmem gereken bir nokta var; Çamaşır, bulaşık için bulunan çeşmelerde deterjan bulunmuyor. Kendiniz getirmeniz ya da bir yerlerden almanız gerekecek. Zira tuvaletler de benzer şekilde. Hiçbirinde sabun göremedim. Tuvalete giderken sabununuzu yanınızda götürmeniz gerekiyor.

Temizlik görevlileri sabah saatlerinde tüm alanı temizliyorlar. Duşlar, tuvaletler, çamaşır yıkama alanı ve sair. Aklınıza gelebilecek her yer temizleniyor. Sanırım gün içerisinde de temizlik tekrarlanıyor ancak ben denk gelmedim. Tuvaletler çok aşırı temiz değil, ancak hiçbir girişimde kahverengi ile karşılaşmadım. Sanırım günübirlikçi girmediği için insanlar kullanacakları bölgeleri temiz tutuyorlar.

hipo-camp-tuvalet

Kampın ortasında kafeterya / yemek salonu benzeri bir yer var. Ancak burası anladığım kadarıyla artık kullanılmıyor. İki gün takip ettim ama hiçbir hareket olmadığı için kullanıma kapatıldığına kanaat getirdim 🙂

Gece olduğunda, kampın yanında bulunan Deniz Atı’nın eğlence sesleri daha da yükseldi. Neredeyse biz uyuyana kadar onları dinlemek zorunda kaldık. Sadece müzik değil, insanların çığlıkları da yüksek bir şekilde duyuluyordu. Size tavsiyem; kampa yerleşeceğiniz zaman, giriş yönüne göre sol kısmı tercih etmeniz yönünde olacaktır. O kısım daha sessiz ve sakin. Sahilden uzak olan sol arka köşe de ise tam bir sakinlik elde edemiyorsunuz. Çünkü bu defa da yoldan geçen arabaların gürültüsü sizi rahatsız edebiliyor.

Hemen alttaki ses dosyasını açarak, gece boyunca duyduğumuz gürültünün bir örneğini dinleyebilirsiniz;

Anlayacağınız üzere: Burası huzur için tercih edilebilecek bir kamp değil. Maalesef huzuru hiçbir dakika yakalayamadım. İlla bir şeyler oluyor ve o kafa rahatlatma seansınız kesiliyor. Böyle bir arayış içerisinde olanlar, bence dağda bulunan tesislere / kamp alanlarına yönelmeliler. Zira ben buraya tekrar geleceğimi düşünmüyorum. Bunun bir diğer nedeni de fiyatları. Yazının ilk bölümünü yayımlamamın ardından gelen bir yorumda, Antalya da çok daha uygun kamplar olduğunu öğrendim. Hoş, İzmir’de de daha uygun kamplar var ancak ben bu fiyatların karşılığında daha iyi bir hizmet alacağımı düşünmüştüm.

hipo-camp-kafeterya


3. ve 4 GÜN – 12 / 13 Temmuz 2016 – Hava 33 Derece

Rutin günden güne kendini daha da belli etmeye başladı. Farklı hiçbir şey yok. Emekli hayatı yaşamak istiyorsanız tam size göre. Ha tabi gürültüden dolayı rahatsız olmayacaksanız. Bu arada, yanımızdaki ihtiyar kadın ile iyi içli dışlı olduk. Köpeği ondan çok bizi seviyor, yanımızdan ayrılmıyor.

Akşam saatlerinde mangal yakma merasimi için alışveriş yapmamız gerekiyordu. Öncesinde ortak mangalın müsaitlik durumunu kontrol ettik. Kimsenin kullanmadığına kanaat getirince artık onu kullanabileceğimizi anladık. Tabi yine markete gitmek için tabanları yağladık. Migros’da mangal kömürü pahalı olduğu için, karşısındaki A101’e yöneldik. Yarı fiyatlı kömürü oradan temin ettikten sonra, A101’de bulunan dandik tavukları almayalım diye Migros’a geçtik (Muhabbet çok boktan ama idare edin). Lanet olsun ki Migros’ta tavuk kalmamış! Biz de başka ihtiyaçlarımızı aldıktan sonra tekrar A101’e geçtik. Oradaki dandik tavuklara inanılmaz ucuz bir bedel ödeyerek kampa geri döndük.

O söyledikleri ortak mangal oldukça ortak! Kömür alıp geldim ancak bu defa mangala başkasının kömür bıraktığını gördüm. Hal böyle olunca dedim ki bizim iş yattı. Neyse ki yanımızda bulunan yaşlı hanımefendi bize kendi mangalını verdi. Sahile çıktık ve mangal merasimine ufaktan başladık. Gel gelelim insanların fazla olduğu yerlerden kaçtıkça, onların pislikleri beni buluyor. Sahili parselleyen aileler mevcut burada. Anlaşılan gelip burada 3 ay kalan ailelerden. Çünkü sahildeki belli masalarda sürekli onlar var. Bahsettiğim aile masasında genelde 10 kişi falan oturuyorlar. Biz sessiz sakin yemeğimizi yapmaya başlarken, aile masası yüksek sesle müzik dinliyor, bağrışıyor, sohbet ediyorlardı. Yani anlayacağınız, hayatımızın ilk tatili ve ilk mangalı onlar tarafından resmen sabote edildi. Neyse, bu kısmı fazla uzatmayacağım çünkü sinirleniyorum. Belki diyeceksiniz, onlar da sonuçta eğleniyorlar ve sair. Lanet olası yerde bir tek bu tipler yaşamıyor, farkına varmalılar. Kampa para veriyoruz sonuçta babalarının hayrına bizi burada tutmuyorlar.

hipo-camp-izmir-nasıl

4. günün sabahı yine aynı. Ağrılı uyanmış vücut, artık eve gitmek isteyen bir beyin. Akşam oldu, yaşlı hanımefendi bizi çaya davet etti. Benim de aklımdan “Ya kadın ile o kadar muhabbetimiz oldu bir çağırmadı” düşüncesi geçiyordu. Şimdi diyeceksiniz ki bunu neden söyledin, çağırmak zorunda değil. Haklısınız, ancak muhabbetimiz baya derin olduğundan istemsizce bunu bekledim. Ayrıca atlamadan şunu da anlatayım: Özellikle hafta içi buraya ait çadırlarda kimse kalmadığından, onlarda bulunan masa ve sandalyeleri kullanabiliyormuşuz. Biz de kendimize iki sandalye bir masa aldık. Yani ikinci günden itibaren masamız var olmuştu. Neyse, çay için yanına gittik ve sohbete başladık. O anda ne kadar fakir olduğumuz bir defa daha yüzümüze çarpıldı. Kadın torununa karavan hediye etmiş. Yani karavanı aslında ona almış ancak Rusya’da okuduğu için bir süre bu kullanacakmış (Dedikodu time!). Sonra Amerika’da yaşamış, evi – yazlığı varmış ve sair. Sonra da biz “Ya eve nasıl gideceğimizi” düşünüyoruz dediğimizde “ARABANIZ YOK MU?” diye şaşkın bir ifade ile soru yöneltti. Acayip eziğiz, anlatamam.

Gece oldu. Son akşam kahveleri ve son yıldız gözlemlerinin ardından ufak bir toplanma çabası. Ertesi güne hazırlık ve uyku.


5. GÜN – 14 Temmuz 2016 – Hava 35 Derece

Geceyi oldukça serin geçirdik. Hatta üzerime bir şey giymediğim için oldukça fazla üşüdüğümü söyleyebilirim. Sabah saat 09:00 sularında uyandık ve gitmek için hazırlıklara başladık. Tabi öncesinde son bir kahve keyfi! Toplanmamız yaklaşık bir saat kadar sürdü ve yanımızdaki zengin hanımefendiye, yanımızda bulunan ve taşımak istemediğimiz yiyecekleri bıraktık. O da bu davranışımıza karşılık bizi otobüs terminaline kadar bırakmayı teklif etti, kabul ettik. Kamptan 10:25’de ayrıldık ve terminale yürümek için yol üzerinde arabadan indik.

hipo-kamp-otobüs-durağı

Terminale indiğimiz yoldan yürüyerek ulaştık ve saat 10:36 otobüsüne ucu ucuna yetiştik. 775 Numaralı Özdere – Cuma Ovası Aktarma otobüsüne binerek dönüş yoluna geçtik. Cumaovasına varmamız yaklaşık 1 saat sürdü. Beklediğimden hızlı ve konforlu gittik. Bindiğimizde kimse olmadığı için oturacak yer sorunumuz olmadı. Tabi ineceğimize yakın arkadan gelen “Gençler de yaşlılara hiç saygı gösterip yer vermiyor” seslerine kayıtsız kalamadım. Ancak bunları size farklı bir yazı içerisinde aktaracağım. Cumaovası Aktarma istasyonundan İzban’a geçiş yaptık ve yaklaşık 25 dakika sonra Hilal istasyonuna ulaştık. Buradan da bindiğimiz İzmir Metro ile eve 15 dakikada geçiş sağladık. Toplam bekleme, indi-bindi süreleri de dahil olunca 2 saat 30 dakika gibi bir sürede eve varmış olduk.

Eve girdiğimiz anda, sarayımıza kavuştuğumuz için olsa gerek acayip mutluyduk. Özellikle ben sevinçten göbek atıyordum. Hatta şu anda, bu satırları yazarken bile hafif gülümsüyorum :))

Sonuç olarak: Gümüldür Hipo Camp yaşlı kesimin ihtiyaçlarını giderecek, ancak doğa tutkunu gençler ve eğlence arayanlara kesinlikle hitap etmeyecek bir yer. Fiyatlarının yüksek, gürültünün fazla, temizliğin hiç de söylendiği kadar tatmin edici olmadığı bu kampı görmenizi, ancak uzun süreli ziyaret edecekseniz alternatiflere göz atmanızı öneririm.

Umarım yazı tarafsız ve bilgilendirici olmuştur. Her türlü sorunuzu tarafıma iletmekten çekinmeyiniz. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Son olarak aşağıda kamptan ve güzel anılarımızdan birkaç kare bulabilirsiniz. Sağlıcakla kalın!


Kampın ardında kalan güzel birkaç hatıra. Tabi asıl olanlar hafızalarımızda saklı :))

Kamptaki tek sevdiğim ve ayrılırken üzüldüğüm arkadaşım;

_MG_7531

Yagmur

Kendisi bir fıstık hastası. Elinizden yemeye de hiç çekinmiyor 🙂


hipo-camp

hipo-campa-nasıl-gidilir

hipo-camp-gümüldür

hipo-camp-nasıl

hipo-camp-nerede

hipo-kamp

hipo-kampa-nasıl-giderim

hipo-kamp-izmir

hipo-kamp-nasıl

hipo-kamp-nerede

  • Asil Balaban

    fiyat biraz abartı, burda gecelik 7tl den aynı hizmeti alabileceğiniz denizsiz 10 tl’den aynı hizmeti alabileceğiniz sahil kenarı kamp alanları mevcut.

    • Kesinlikle. Şahsen tekrar gitmeyi düşünmüyorum. Fakir olduğumuz için toplu taşıma kullanmak zorundayız, hal böyle olunca istediğimiz her yere gidemiyoruz. Mesela Antalya’ya otobüs ile beni götürmek için sanırım önce bayıltmaları gerek 😀

  • Hamdi

    Abi merhaba girerken butun kimlik bilgilerini istiyorlar mi ben memurum ve rapor alip tatil yapmak istiyorum simdi sıkıntı yasamayayim hem rapor alip hem tatil yaparak 🙂

    • Hamdi merhaba. Kimlik almıyorlar, bu yüzden adını soy adını yanlış söylesen de sorun olmaz. Telefon ve adres de istiyorlar. Bunları da hatalı vermen bir sorun teşkil etmeyecektir. Ancak adını farklı söyler ve kredi kartı ile ödeme yaparsan dikkatli ol, tongaya düşmeyesin 🙂

  • Barış Can KURT

    Gitmiş kadar oldum. Eline sağlık.

    • Zaman ayırdığın için ben teşekkür ederim.