Kendimden

Sarhoşluk psikanalizim

Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde, her zaman gittiğim barda oturmuş biramı içerken kendi kendimi gözlemlemek gibi bir düşünce geldi. O anda yazımın ismi de belli olmuştu: Sarhoşluk psikanalizim (sanki çok uzmanmışım gibi).

Empas haftanın en az 1 gününü geçirdiğim barın ismi. Orasıyla ilgili anım aslında oldukça eskiye dayanıyor. Yaklaşık 8 yıl önce, Rock Bar tarzında bir mekâna hiç girmemişken, bir akşam arkadaşım böyle bir teklifte bulundu ve bende özenti genç olarak seve seve kabul ettim. İçeriye girdiğimizde göz gözü görmüyor, adeta yürüyemiyordum. Ancak nedense hemen sevmiştim orasını. Devam eden yıllarda öğrendim ki, aslında orası eskiden kıraathaneymiş ve zaman geçtikçe öğrenciye ucuz bira kampanyasıyla yerini yapmaya başlamış. Öğrencilerin çok yoğun olduğu bir konuma sahip olduğu için ise kısa sürede çizgisi belirmiş. Ben bu oluşumdan sonra tanıdım açıkçası. Gözümün önünde o zamanki görüntüleri gelmiyor değil ancak şimdi yaşlanmış gibi hissettiğim için bu dingin hali daha bir hoşuma gidiyor.

Bu dinginliğin ve çalışanların içtenliği, yalnız olduğum bu son aylarda adeta beni kucakladı ve kendimi bir nebze de olsa yalnız hissettirmemeyi başardı. Orada olduğum zaman kendimi gerçek anlamda hiç yalnız hissetmiyorum. Sadece arada sırada çok yalnızım nidalarıyla belki kısa süreliğine sohbet edebileceğim birilerinin bana ulaşmasına neden oluyorum.

Yalnız kaldığım o günlerin birinde, içmeye iş çıkışının ardından başladım. İlk biramın yarısına geldiğim zaman “kesinlikle bir gün sarhoşluk psikanalizimi yapmalım“ diye geçirdim içimden. O anda yazmaya başlasam belki çok daha güzel olacaktı ama bunu halka açık bir yerde başarabilir miyim emin değilim. Gelecekte belki orada yazmayı deneyebilirim.

İşten çıkışım ve Empas’a varmam yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Bu oldukça bunaltıcı, sıkıcı ve düşünmenize fırsat veren uzun bir yolculuk. Hava da bu aralar baya bir sıcak… Bunalmanın verdiği hararet ile içeri girdim, gördüklerimle selamlaştım ve hemen biramı aldım. Gerçekten oldukça soğuk ve lezzetliydi. Bir dikişte yarısını bitirivermiştim, artık nasıl susadıysam… Yorucu bir günün ardından bu yumuşak yudum beni kendime getirmeye yetti aslında ancak başlayınca duramama gibi bir sorunumun olduğu itiraf etmeliyim. 1. 70’liği bitirdiğimde, henüz oturalı 15 dakika olmuştu ve ardından hemen 2. 70’liği aldım. Onu da bir hızla yarıladım ve ufaktan düşüncelerimde bir değişim olmaya başladığını hissettim. Aslında bunu mu bekliyordum bilmiyorum ancak içtikçe düşüncelerimin nasıl değişeceğini merak ediyordum. Önce vurdumduymaz ve sadece bira ile serinlemek için oraya giden ben, gittikçe sarhoş olma eğilimi göstermeye başladım. 2. bardağın bitimine yakın artık düşüncelerim iyice değişmişti. Kendi kendime konuşmaya başladım ve aşırı duygusal oldum. Aklıma eski kız arkadaşlarım ve onlarla geçirdiğim zamanlar gelmeye başladı. Yanımda bana destek olacak olan birisi varken bir anda onu hiçe saydım çünkü zorladığım düşüncelerimi serbest bıraktığımda, aslında ona ait olmadığını gördüm. Ben ayık kafayla düşüncelerimi istemeden maniple eden bir yapıya sahibim. Kimliğim, düşüncelerim, hissettiklerim, sevdiklerim, inandıklarım/inanmadıklarım, gelecek planlarım, yaşama isteğim… Hepsinde farklı bir bakış açım olduğunu gözlemledim.

Alkolün bana bu denli bir etki bıraktığını açıkçası pek fark edememiştim. Etrafımdakiler iyi bilirler ki ben kolay kolay sarhoş olmam. Zaten bu anlattığım sarhoşluk da, kendimi kaybetmek ve evin yolunu bulamamak değil. Tam da bahsettiğim gibi düşüncelerimin maniple edilmiş halini serbest bırakmak aslında. İçtikçe daha da düşünür oldum. Neredeyse yanıma gelene başımdan gitmesi için küfredecektim. Ne oluyordu bana? İçimdeki yaratığı bu kadar fazlamı bastırıyordum da 2 bira da ortaya çıkıverdi? Gözlemime bakılırsa gerçekten de öyle yapıyormuşum… Bir süre sonra ödeyeceğiniz parayı da umursamaz oluyorsunuz. Cebimde hiç nakit para yok ve bankaya bir sürü borcum var ama ben yine de kredi kartına yüklenmeyi düşünerek o gün uykum gelene kadar içtim. Belki değeri 2 lira olmayan bir şeye 5 – 10 lira verdim. Kendimi bu anlamda gerçekten kaybettim. Neredeyse eve taksiyle gitmeye falan kalkışacaktım ki cebimde para olmadığı için yapamazdım zaten ve otobüsün yolunu tuttum. Otobüs de insanlar gözüme batıyorlardı. Ellerini koydukları yerler, sırtlarında indirmeden insanları rahatsız ettikleri çanta, yüksek sesle annesiyle yaşadığı sorunları X kişiye anlatan kız, yanımda oturan adamın iri cüssesi ve beni kenara sıkıştırması… Hafif yüksek bir sesle onlarla konuşmaya başladım. Aslında küfür ediyordum… Ancak bunu kimsenin duymadığını düşünerek, aslında herkese duyurma çabası ile yapıyordum. Neden böylesiniz, ben bu halde sizden düzgün bir şekilde yolculuk etmeye çalışırken neden duyarsızsınız, neden çantan sırtında vs. vs. vs… Sorular ve kendi cevaplarım çığırından çıkmaya başlıyordu. Sonra duruldum ve o geldi. İçimdeki ses. Yani ben. Kendimle konuşmaya bayılıyorum adeta. Hemen sohbete koyulduk ve derdimi bana anlattım. Sıkıntılarımı ve şikâyetlerimi çok güzel dinledim. Kendimi de sorgulamaktan geri kalmadım elbette. Acaba ağzım çok kokuyor ve insanları rahatsız ediyor muydu? Küfür ettiğimi duymuşlar mıdır? Şimdi benimle birlikte inip evine yürüyen kadın acaba ona bir şey yaparım diye ürkmüş müdür? Tüm bunları bir şekilde atlatarak eve girdim ancak beynim hale başka yerlerde dolanıyordu. Ta ki sabah olana kadar… Kalktığımda dünden sanki eser yoktu ve o X’leri sorgulayan insan şimdi Y’lere odaklanmıştı. Sarhoşken sorguladığım ve düşündüklerim, normal hayattakiler ile her zaman örtüşmeyebiliyor ve gelecekte bunun beni şizofren yapacağını düşünüyorum. Yapsın mı yapmasın mı bilemiyorum ama nasıl rahat hissedeceğim konusunda bir fikrimin olmadığı için, herhâlde bu hastalık beni bulsa da  çok fazla şikayetçi olmayacağım.

Basite indirgemeye ya da hızlı bir anlatım olması için çalışmadım. Sadece yazmaya başladım ve beni ortaya çıkaran bu yazıyı oluşturdum. Belki birileri anlamsız bir şeyler okumak ister de, zamanlarını çalarım diye umut ediyorum…