Genel Kendimden Makalelerim

Şurada şirin bir blog yazıları yazanlar varmış, karşısına da kendimi koydum: Bam Bam Bam!

Bir blog yazısına rastladım, ara yüzü oldukça ilgi çekici ve profesyoneldi. Hemen içeriklerine göz atmaya başladım. Tam da boş vakti olan birinin yazacağı türden yazılar mevcuttu. Sonrasında hemen üst menüde bulunan “Hakkımda” bağlantısı dikkatimi çekti, tıkladım.


Uzun bir açıklama ve bilgi beklerken, yalnızca bir fotoğraf ve iki satır yazı ile karşılaştım. Ahh dedim içimden, bu kocaman blog gerçekten de boş vakti çok olan birisine ait! Hayatını bir satırda özet geçmiş. Şu anda ise yaşamını çocuklarıyla ve blog yazıları yazarak geçiriyormuş. Yaşına bakıldığı zaman karşımızda sanırım hayatının en fazla 20 yılını çalışarak geçirmiş birisini görüyoruz. Belki de hemen emekli olmuştur, kim bilir. Her neyse… O iki satır açıklamada öyle itici bir hava sezdim ki, tarif bile edemiyorum.

 

“Bir gün her şeyi bırakıp, fotoğraf çekmek ve blog yazmak”. Bu bir insan için ne kadar kolay olabilir diye kafamdan geçirdim ve kendimi referans alarak, imkânsıza yakın bir olasılık çıkardım ortaya. Fotoğraflar çok lüks yerlerdendi. Kayak merkezleri, zengin muhitler ve şair. Şimdi o blog’u gezen birisi de “ay ne şiriiin” diye geçiriyordur içinden. Ne de olsa her şeyi bırakıp başlanmış bir eğlence. Acaba tek başına olsa bu hareketi yine yapabilir miydi diye merak ediyorum. Kadın faktörü her yerde kendini gösteriyor nedense. Evet varlık…

 

Geçmişten gelen ve arkanda, yanında seni destekleyen birilerinin olması. Ne kadar kıskancım değil mi? Evet, benim de böyle bir hayatım olsa, hemen yarın her şeyi bırakır ve elime aldığım fotoğraf makinemle gittiğim yerleri çeker, şirin blog yazıları yazardım. Yapar mıydım? Bence yapmazdım… Bu da zannediyorum ki yokluktan. İnsan, hayatta başarı kazanmak için çalışmak ve üretmek üzerine yoğunlaşınca, eline tüm Dünya’yı da verseler vazgeçemez bence geçmişinden, yaptıklarından. Zengin ol, çocuk yap, bunu anlat, güzel yerlere git, fotoğraf çek, paylaş, ilgi odağı ol. Tek derdimiz bu da değil! Instagram haberleri, Twitter fenomenleri, Facebook takipçileri. Bunlar insanın hayatına belki bir şeyler katabilir ancak kimin bakış açısına göre? 10 milyon takipçisi olan bir gevezenin durumlarını okumak yerine, onlarca kitap yazıp araştırmalar yapan bir profesörü takip etmek/okumak neden tercih sebebi olamıyor? Çünkü bilgi, insanlarımıza, sohbet arasında “aaa balıklar surda yüzebiliooomuuuşşş” demek için varmış gibi geliyor. Ancak durum böyle değil! Arkasını düşünmene ve irdelemene gerek yok(!). Gül, gül, gül, inan, kandırıl, gül, eğlen, gül. Evet, belki bunlara da ihtiyacımız var ancak hayat bundan ibaret değil.

 

Bana denk geldi, bir futbolcuyu tanımadığım için neredeyse “mal” konumuna düşüyordum. Sanki onu tanımak zorundaymışım gibi aşırı tepkilere maruz kaldım. Ama hepsi bu da değil! Birde futbolcuyu tanımıyorum diye beni eleştiren kişinin sevgilisi varmış… Meşhurmuş… Bilmem ne reklamında oynuyormuş… Nasıl tanımazmışım ben onu… Ulan bana ne? Bana ne ya! Milletin sevgilisi sizce bana ne kazandırır? Kocaman bir hiç… Hatta kaybettirir. Onu dinlerken harcadığım o zaman zarfı kocaman bir hiçtir. Ancak ne bunu aktaran kişi bunun farkında, ne de diğerleri. Sadece almaya yontulduk dostlarım gün geçtikçe, sadece almaya. Sorgulamak nerede? Size şirin bloglar yazanları çok samimi zannediyorsunuz değil mi? Neyse, burada kessem iyi olacak yoksa “kıskançlığımdan çatlayacağım” şurada. Fakir bir gün gündeme gelir, zengin ve güçlü onu alıp her gün prim yapar. Kaynananızın ellerinden öperim, esen kalın.